Her Çocuğun Nitelikli Bir Eğitim Alma Hakkı Vardır

Eğitim, toplumun temel yapı taşlarından biridir ve Birleşmiş Milletler’in insan hakları sözleşmesi ile koruma altına alınmıştır. Buna göre her bireyin eğitim alma hakkı vardır. Eğitim, her medeniyetin kültürlü nesiller yetiştirmesi açısından önemli bir yer tutmaktadır. Eğitime önem veren milletler, çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmış ve gelişmelere her zaman öncülük etmiştir. Ancak dünya genelinde ve özellikle ülkemizde dezavantajlı grupların nitelikli eğitime erişimi, 2023 yılında olmamıza rağmen hala büyük bir sorun teşkil etmektedir. Kırsal bölgelerde yaşayan, ekonomik faaliyetlerde yer alan, doğal afetler ile salgınlara maruz kalan ve savaşlar yüzünden göç eden çocukların eğitime erişimi yetersizdir. Bunun yanında pandemi döneminde yüz yüze eğitimin alternatifi uzaktan eğitimin yetersiz bir sistem olduğu gözler önüne serilse de bu alanda kayda değer gelişmeler katedilmemiştir.

 

Türkiye’de, özellikle kırsal kesimlerde, nitelikli eğitime erişim önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. TÜİK’in 2019 Ekim-Aralık verilerine göre, 5-17 yaş arasındaki 16 milyon 457 binlik çocuk nüfusun 720 bini ekonomik faaliyetlerde yer alıyor. Ekonomik faaliyetlerde yer alan çocuk nüfusun %34,3’ü ise, bu faaliyetler yüzünden eğitim hayatına devam edemiyor. Ailelerinin ekonomik durumuna yardım etmek için ekonomik faaliyetlerde yer alan bu çocuk nüfusun eğitim hakkı karşılanmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, bu hususta maddi sıkıntı yaşayan ailelere mali destekler sağlayıp her çocuğun eğitim hayatına devam edip etmediğini kontrol eden bir kurum kurmalıdır. Bu önlemleri almamak aynı zamanda eğitim alan çocuk nüfusunu da riske atabilir.

 

TÜİK verilerine göre çalışan 720 bin kişilik çocuk nüfusun ise %30,8’i, tarım sektöründe çalışmaktadır. Tarım işçilerinin büyük bir çoğunluğu mevsimlik tarım işçileridir. Diyarbakır’ın da yer aldığı TRC2 bölgesinde mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocukları, eğitime ulaşmakta sıkıntı yaşayıp eğitimlerine ara vermek zorunda kalmakta ve tarlada çalışmaktadırlar. Kırsal kesimdeki okul sayısı yetersizlik ve taşımalı eğitimde yaşanan zorluklar da bu sorunu daha da derinleştirmektedir. Her kırsal alana okul açmak hem maddi hem de coğrafi gibi sıkıntılardan dolayı pek de gerçekçi bir yaklaşım değildir. Ancak bu ailelerin çocuklarına gerekli elektronik cihaz ve internet bağlantısı sağlanabilirse bu onların eğitim eksiklerini kapatmalarında yardımcı olacaktır. Bu amaç doğrultusunda pandemi döneminde başvurulan uzaktan eğitim ağları geliştirilmelidir ve gerekli elektronik cihazların karşılanması için yardım kampanyaları başlatılmalıdır.

 

2011 yılından bu yana süren Suriye İç Savaşı, Suriyelileri birçok kötü koşullar altında yaşamaya mahkûm etmiştir. Savaştan kaçan Suriyeli mültecilerin bir kısmı Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınmıştır. Bu mültecilerin bir kısmı Diyarbakır gibi şehirlerde hayatlarına devam ederken bir kısmı Kızılay gibi kuruluşların şehirlerin dışında tahsis ettiği çadırlarda yaşamaktadırlar. Çadırlarda kalan mülteci çocukların büyük bir kısmı okuma ve yazma becerilerine sahip değillerdir. Savaştan dolayı geçirdikleri psikolojik sıkıntılar ve maddi sıkıntılar onların gündelik hayatlarına devam etmelerini engellemiştir. Eğitimde de eksikliği olan bu mülteci çocukların eğitime kesin bir erişimleri yoktur. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti ya uzaktan eğitim hizmetini mülteci çocuklara sunabilir ya da bu çadır bölgelerine öğretmen atamalarında bulunabilir. Bu gibi uygulamalar psikolojik yardımlar ile de desteklenip mülteci çocukların eğitim eksikliklerini kapatabilir.

 

Son yıllarda yaşanan salgın, deprem gibi krizler de eğitimi olumsuz etkilemiştir ve bizlere eğitim alanındaki eksikliklerimizi hatırlatmıştır. 6 Şubat 2023’te yaşanan 7.7 ve 7.6 büyüklüklerindeki depremler, çoğu öğrenciyi okullarından aylarca uzak tutmuştur. Başvurulan uzaktan eğitim gibi alternatif modellerin yetersizliği, eğitim kalitesinin düşmesine sebep olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin yaz aylarında yaptığı telafi dersleri, bu açığı bir nebze kapatmış olsa da bu açığı uzaktan eğitim ile kapatacak bir sisteme ihtiyaç vardır. Bu sistemlerdeki geliştirmeleri yapmak için bir felaketi beklememeliyiz çünkü bu sistemleri felaket anında oluşabilecek eğitim açıklarını kapatmak için tasarlamaktayız. Bu amaç doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti’nin yapacağı hususlar dışında halkında yapması gerekenler bulunmaktadır. Yardım kampanyalarına maddi destek sağlamak veya bu konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yer almak halkın yapabileceklerine birer örnektirler.

 

Diyarbakır’da deprem yüzünden 2 okul yıkılmış ve 4 okul da ağır hasar görmüştür. Bu okullarda eğitim gören öğrenciler, çevre okullara dağıtılmışlardır. Bu felaketle beraber sınıf başına düşen öğrenci sayısı artmış ve öğrenciler öğretmenlerden gereken ilgiyi görememeye başlamıştır. Ayrıca, Diyarbakır’da Eğitim Temsilcileri ile yapılan görüşmelerde salgın ve deprem gibi krizlerin, öğrencilerin psikolojik durumlarını da büyük ölçüde etkilediğini, depremin travmatik etkileri nedeniyle öğrencilerin okul binalarına girmekten hala çekindikleri sıklıkla dile getirildi. Bunun yanında pandemi sonrasında ikinci bir kez okuldan uzak kalma süreci, öğrencilerin sınıf ve okul düzeninden soyutlanmasına sebep olmuştur. Öğrencilerin eğitimden bu uzak kalışı onları ülkemizin diğer bölgelerinde eğitimlerine ara vermeden devam eden öğrencilere kıyasla geride bırakmıştır. Bu hususta depremin öğrenciler üzerinde yarattığı etkileri azaltmak için okullarda, rehberlik derslerinde, bu konu üzerinde durulup öğrencilere destek olunmalıdır. Ayrıca, öğrencilerin öğretmenler tarafından daha fazla ilgi görebilmesi için sınıf başına düşen öğrenci sayısını yeni okulları en kısa sürede açarak azaltabiliriz.

 

Sonuç olarak eğitim, toplumsal gelişmişliğin en önemli göstergesidir. Her çocuğun nitelikli eğitim alma hakkı bulunmaktadır. Eğitim sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi, ülkemizin geleceği için büyük önem taşımaktadır. Eğitim alanındaki bu sorunların sadece yetkililer tarafından değil, halkın da yardımlarıyla çözüleceğine inanıyorum. Ekonomik durumu kötü olan ailelerin çocuklarına bağlanacak burslar ve eğitim alanında yapılacak her gönüllülük çalışmaları, halkın bu durum için yapabileceği destekler arasında olabilir. Kısacası, birlik içinde hareketler ve gönüllülük çalışmaları ile eğitim sıkıntısı yaşayan çocuklara destek olabilir ve kültürlü bir nesil yolunda sağlam adımlar atmış oluruz.

 

Yazar
Furkan Berat Tuzcu
Robert Kolej 9. sınıf Öğrencisi